You are here:

KLASIK KEMENCE

E-mail Print PDF
User Rating: / 1
PoorBest 


Dünyadaki yaylı çalgıların, geçmişten günümüze gelen en belirgin kaynakları, orta çağ dönemine ait belgelerden bulunmaktadır ve ilk yaylı çalgıyı Uygur Türkleri’nin bulduğu söylenmektedir. Klasik Türk Sanat Müziğinin beş temel sazından biri olan Klasik Kemençe’nin, günümüze gelişindeki geçirdiği evreleri, anlatan kaynaklar araştırılmamış ve konunun üstüne yeteri derecede düşülmemiştir. Günümüzde Armudî biçimdeki Kemençeler ve Kemençelerin Ailesi ile ilgili en somut bilgileri, olabilecek en iyi şekilde anlatan kaynak, Yrd. Doç. Dr. Gözde Çolakoğlu tarafından, Doktora Tezi olarak İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde, 2008 Mayıs ayında yapılmıştır.

Türklerin ilk yaylı sazına “Iklığ” denmiştir. Iklığ’ın değişik şekillerinin, Romanya, Bulgaristan, İran, Yunanistan, Yugoslavya, Macaristan, Türkiye ve bazı Arap ülkelerinde kullanılmış olmasına şaşmamak gerekir. Eski asırlarda bu saza Oguz Kemençesi anlamına gelen “Kemençe-i Guz” ve Anadolu Kemençesi anlamına gelen “Kemençe-i Rûmî” adları verilmiştir. Bu isimler, kemençe’nin bir Türk sazı olduğunu açıkça göstermektedir. Eski Iran ve Osmanlı dönemi minyatürlerinde ve konu edilen musiki toplantılarında Rebab olarak belirtilen, Iklığ’ın resimlerinin çizilmiş olduğunu görürüz.

15. yüzyıl ortalarında İstanbul’dan Yunanistan’a yönelen Klasik Kemençe, 18. yüzyıl başlarında aynı şekilde Türkiye’ye dönmüştür. İlk olarak Osmanlı döneminde, “KABA SAZ” ismi verilen çeşitli saz gruplarında, icra edildiği söylenen Klasik Kemençe, Osmanlı saray müziğine girene kadar yerini Sine Kemanı almıştır. Kemençe, Kaba Saz ismi verilen topluluklarda genel olarak, Lavta ve çeşitli Ritm sazları ile birlikte icra edilirdi.  Meyhane ve Kahvehânelerde icra eden Kaba Saz Toplulukları, genel olarak Zeybekler, Tavşancalar, Köçekçeler ve Oyun Havaları icra ederdi.

15. ve 16. yüzyıllarda Kemençe icracılarına “Kemençeî” , son yüzyılda (günümüzde) “Kemençevî” ve “Kemençeci” denilmektedir.

19. yüzyıl başlarına kadar Kemençe’nin iki teli ile icra yapılıyordu, bunlar Rast ( RE – D, 294 frekans) ve Nevâ ( LA – A, 440 frekans) telleri idi. Bugünkü Yegâh teli yerine âhenk teli vardı. Daha sonra 19. yüzyılın son çeyreğinde, Yegâh ( LA – A 220 frekans) telinin ilavesi ile Osmanlı Müziği’nin beş temel sazından biri olmuştur. Orta Asya’dan Batı’ya göç eden sazların, şekil ve isim değiştirerek, kuzey Karadeniz yolu ile Anadolu’ya geldiği Klasik Kemençe’nin, son şeklini, Türk topraklarında aldığı, müzik tarihçilerinin araştırmalarından çıkan ortak sonuçtur.

Bilinen ilk Kemençevî, Enderûnî Tahir Ağa’dır ( ? - !828). 19. yüzyılın son çeyreğinde Üstad Vasilâki’nin (1845 – 1907) Klasik Kemençe icraları bu sazı saraya taşımıştır. Böylece önemli bir çevreye sesini duyuran Klasik Kemençe gün geçtikçe meşhur olup, her kesimden insanların beğenisini kazanmıştır. Fakat daha sonradan Üstad Tanbûrî Cemil Bey’in (1871 – 1916) Klasik Kemençeyi eline alması ile birlikte Türk Milleti, çok başka bir icra tekniği ve yetenekle tanışmıştır. Vasilâki’nin de hayranlıkla dinlediği Tanbûrî Cemil Bey, kemençeyi öyle bir ustalıkla icra ediyordu ki, ilk önce komşu şehirlere daha sonra ülke geneline ve Yunanistan da bu sanat ile uğraşan meslektaşlarına kadar ün yapmaya başlamıştı. Tanbûrî Cemil Bey’in ustalığı, Klasik Kemençe’nin de yaygınlaşmasına etki etmişti. Bu iki usta ista icracının saza kattığı yay, diğer teknik ve sanatsal değeri yüksek olan uygulamalar, kendileri ile birlikte yetişen ve diğer nesillere aktarılabilecek büyük bir imkan sağlamıştır. Ayrıca bu dönemde de Klasik Kemençe, Osmanlı müziğinde koltuğuna oturmuş ve herkes tarafından beğenilip, kabul edilen bir sesin sahibi olmuştur.

Daha sonra, yukarıda ismi geçen iki önemli ustayı, Anastas, Sotiri, Kemal Niyazi Seyhun, Aleko Bacanos, Paraşko Leondarides, Ruşen Kam, Ekrem Erdoğru, Kâmuran Erdoğru, Haluk Recai, Hadiye Ötügen, Fahire Fersan, Cüneyd Orhon ve hâlen İhsan Özgen, Reşat Uca ve Nihat Doğu gibi üstadlar deneyimlerini günümüzde çıraklarına aktarmaktadırlar.

20. yüzyılda Üstad Cüneyd Orhon (1926 – 2006) ve dönemin önemli Müzikologlarından Hüseyin Saadettin Arel’in (1880 - 1955) düşüncelerine değerli Lutiyer Cafer Açın’ın da katılımı ile; tel boyları eşitlenen, klavye ve baş tarafa (tiz bölgeye) bir tel ilavesi yapılan, dört telli kemençe meydana gelmiştir. Bu gelişimin beraberinde, Klasik Türk Müziği’ne çok sesli düzenlemelerle, farklı bir kimlik daha kazandırmak için soprano, alto, tenor bas ve kontrabas Kemençeler de meydana gelmiştir. Ama günümüzde soprano yaygın, bas çok nâdir ve diğerleri hiç kullanılmamaktadır.  Bazı müzik bilimcileri ve sanatçılar bu oluşuma sıcak bakmasalar da, günümüzde dört telli Klasik Kemençe’nin (soprano) eğitimi ilk Türk Müziği Devlet Konservatuarı olan; İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda ilk yapıldığı zamandan beri halen verilmektedir.


KLASİK KEMENÇE YAPIMI


Klasik Kemençe; tekne , göğüs, burgular, eşik, can direği, teller ve yay olmak üzere yedi bölümden oluşmaktadır.

Tekne: Ağır,sert ve rezonans değeri yüksek olan ağaçlardan yapılır. Pelesenk, gül, dut, ve
            karadut ağaçları tekne için genel olarak kullanılan ağaç türlerindendir.

Göğüs: Dağ servisi denilen, kıraç arazilerde yetişen, genellikle dağ yamaçlarında bulunan,
            servi ağaçlarından yapılır. Bu ağaç kemençe göğsü için tek uygun ağaçtır.

Burgular: Burgu üç adet olmakla birlikte, sert ağaçtan yapılmalıdır. Abanoz ağacı burgu için
               en uygun olan ağaçtır.

Eşik: Kelebek ağacından yapılır, isteğe göre ardıç ağacıda kullanılır.

Can Direği: İsteğe göre Kelebek, Çam ve Ardıç ağaçlarından yapılır.

Teller: Klasik Kemençe de gelenekten bu yana Bağırsak (Kiriş – Katküt) teller kullanılır. Yakın
zamana kadar bu geleneğe özen gösterilmiştir. Çünkü gerçek Klasik Kemençe sesini,
bu tellerin verdiği herkes tarafından fark edilmektedir. İsteğe göre Raket ve Metal
(Keman teli) teller de kullanılmaktadır çünkü, bu teller icra da kolaylık sağlamaktadır
fakat kemençe sesinden çok farklı bir ses vermektedir.

Üç telli Klasik Kemençede, Nevâ (LA – A) ve Rast’a (RE – D) bağırsak tel, Yegâh’a
(LA – A) ise içi bağırsak dışı gümüş sarma olan Keman’ın sol (G) teli takılmaktadır.

Dört Telli Klasik Kemençede, Muhayyer’e (Mİ – E) Keman’ın sarma mi (E) teli,
Nevâ (LA – A) ve Rast’a (RE – D) bağırsak tel ve  Çargâh’a (SOL – G) ise içi bağırsak dışı
gümüş sarma olan Keman’ın sol (G) teli takılmaktadır.

Yay: 60 ile 65 cm. aralığında olur. Ağır ve esneklik yapısı yüksek olan ağaçlar tercih edilir. At
        kuyruğundan olan kıllardan,  yada 3 takım kullanılır ve son yıllarda keman yayı tekniği
        ile yapılan formlar kullanılmaktadır.



KLASİK KEMENÇE İCRA TEKNİĞİ (TUTUŞU)


Klasik Kemençe geçmişten günümüze, sol diz üzerinde icra edilerek gelmiştir. Başta Tanbûrî Cemil Bey olmak üzere, 1800’lü yıllardan yıllar dan bu zamana tutuş tekniği değişmemiştir. Geçmişte Klasik Kemençe için bir metod yazılmadığı için, bu konu ile ilgili fotoğraflardan ve günümüze ulaşan minyatürlerden başka hiçbir somut bilgi bulunmamaktadır. İlk resmî metod, 3 telli Klasik Kemençe için, 2006 yılının Nisan ayında, Klasik Kemençe icracısı Hsan Esen tarafından yazılıp, yayınlanmıştır.

Sol el ile Kemençeyi, sağ el ile de yayı tutarız. 1980’li yılların başında, yeni yetişen Klasik Kemençe icracılarının çok büyük bir kısmı, sazın teknik kapasitesini genişletmek için, sazın tutuş tekniği ile ilgili bir takım değişiklikler yapmıştır. Önceden sol diz üzerine konulup, burguların sol göğüs üstüne yaslanması ile, yayın sabit kalıp, kemençenin çevrilerek icra edildiği teknik, yerini iki bacak arasına oturtulup, burguların iki göğüs arasına yaslanması ile, kemençenin sabit kalıp, yayın çevrildiği bir icra şekline bırakmıştır. Bu iki icra şekli, icracının isteğine göre tercih edilmektedir.